Yazlıktan Bildiriyorum

İki haftadır Şile’nin güzide bölgesi Ağlayankaya’dayız. Burası şehrin sıcağından uzak, serin. Mis gibi. Ah bir de arada tembellik yapabilsem!

Gün, benim için 7 ila 8 arası başlıyor. Haftanın 5 günü sabah yürüyüşe çıkıyorum. 30 dk. hızlı bir yürüyüş yapıp, denize bakarak dinleniyor ve eve geri dönüyorum. Bazı sabahlar İpek erken uyanıyor ve yürüyüş iptal oluyor. Altını değiştirmesi, emzirmesi, mama vermesi, üstünü değiştirmesi derken Bade kalkıyor. Annem ikisiyle sabahları baş edemeyeceği için şansıma küsüyorum.

Kahvaltı etmek çok zor. Halbuki en sevdiğim öğün kahvaltı. İpek kahvaltı boyunca yerinde durmadığı için, kucağımda ayakta bir şeyler yemeye çalışıyorum ya da annem yedikten sonra oturuyorum. Ya da tam tersi, ben yiyorum annem kucağında tutuyor. Bu arada Bade’ye de bir şeyler yedirme faslı var ki, evlere şenlik.

Kahvaltı sonunda İpek 30 dk.-1 saat arası kestiriyor. Ortalığı topluyoruz. Ondan sonra annemin bir işi yoksa, havuza gidiyorum. Sitede havuzumuz var. Çok kalabalık havuz sevmediğim, hatta mümkünse havuzda tek başıma olmak istediğim için erken gitmek çok önemli. Günüme göre 500 mt. ila 1 km. arasında yüzüyorum (Yarı olimpik havuzun ölçülerinden hesaplıyorum).

Havuz sonrası vaktim varsa, şezlongta 10-15 dk güneşleniyor ve kahve içiyorum. Malum ben kahvesiz yapamam! Kahve içmeyen insanlara hayret ederim, içemeyenlere üzülürüm.

Öğlene kadar olan bu fasıldan sonra günün esas koşturmalı zamanı başlar. İpek havuzdan döndüğümde ya kalkmış olur ya da kalkmak üzere olur. Bade 2’den 3’ten önce yatmıyor. İpek’i beslerim, Bade’yi de bazen istedğinde havuza götürürüm. Bir saat onunla havuzda oynadıktan sonra eve geliriz. Yemek, İpek’in tekrar uykuya yatması (bu sefer daha uzun uyuyor), Bade’yi doyurduktan sonra yatırma derken akşamüstü olur. İkisi de uyuduğu zamanlarda (şimdi olduğu gibi) internete girmek için sitenin sosyal tesislerine gelirim çünkü evlerde internet yok.

Akşamüstü yerinde durmayan İpek’i de alıp yürüyüşe çıkarım ya da dördümüz sitenin parkına gideriz. Derken ya annem ya da ben yemeği hazırlar, masayı kurar ve kahvaltıdaki aynı rutin tekrarlanır. Bu yüzden yaz akşamları bazen yemekten kalkmam 9’u buluyor. Evde en geç 7.30’da yeme işini bitirdiğim için bünyede kilo yapacak bu kadar geç yemek yemek diye sinir olurum:) Gerçi günde 1 saat spor yaptığım düşünülürse bence pasta bile yiyebilirim!

10-10.30 gibi yatarım çünkü gün içinde uyumayı sevmem ve güne erken başlıyorum.
Bu hafta sadece İpek’le Foça’ya gidiyoruz, biraz nefes alacağım kesin:)

İşte 27 ve 4 aylık iki bebekli annenin yazlık hali:)
Umarım herkes süper bir yaz geçiriyordur.

İki Çocuklu Hayat

Hayat hızla akıp giderken bazen günlerin nasıl geçtiğini anlamıyorum.

İpek 11 gün önce 3 aylık oldu, artık 3,5 aylık bile diyebilirim hatta.

Image

Kendisini süslemeyi seviyorum çünkü henüz ablası gibi itiraz edemiyor:)

Bade’nin kardeşiyle arası gayet iyi. Ağladığı zaman biberonunu koşarak getiriyor, emziği düştüğünde takıyor ama bana karşı biraz tavırlı. Emzirirken görmeye alıştı, “Meme alıyor İpek,” diyor ama emzirmenin getirdiği yakınlıktan dolayı zaman zaman hüzünle bakıyor bana ve istediği olmadığı anda kızgınlığını bana yöneltiyor. Böyle anlarda tepkisiz kalıyorum, kalmaya çalışıyorum ama benim de moralim bozulduğu zamanlar oluyor. Bu konuda annem ve eşim imdadıma yetişiyorlar.

Image

Sokaktaki halimiz yukarıda görüldüğü gibi. Tabii insanların da ilgisini çekiyoruz. Biri 31, diğeri 29 yaşında genç bir çift ve iki bebek. Tabii ki gittiğimiz her yerde mutlaka kendimizi fark ettiriyoruz. Ya Bade’nin ya da İpek’in sesi çıkıyor.:) Hatta geçtiğimiz ay başımıza sit-com tadında bir olay geldi. Bostancı’ya işimiz düştü, bu sefer annemleyim. Dönüş yolu üzerinde Nalia Karadeniz Restoranı vardır, çok güzel yemekleri var ama asıl yemek istediğim şahane mısır tatlısıydı. Zaten canım kırk yılda bir tatlı çekmiş, hadi dedim duralım. Hesaba katmadığımız durum, tam beyaz yakalıların öğle arası olmasıydı. İçeri binbir güçlükle girdikten sonra, düşünün Bade, ana kucağında İpek ve devasa anne-bebek çantam. (Çanta o kadar büyük ki emin olun bazı insanlar daha az eşyayla tatile gidiyorlardır.) Sonradan fark ettik ki, garsonlar bizi almak istememişler kibarca. “Efendim yerimiz yok” dediler ama açlıktan gözü dönen biz, şuraya sığışırız diyerek iki kişilik masaya dört kişi oturduk. Tabii etrafıma şöyle bir baktım gerçekten herkes şık, herkes alımlı. Neyse siparişi verdik. İlk başta İpek uyuyordu, Bade de sakindi. Tabii ki tahmin edebileceğiniz üzere, tam siparişler geldiği an ikisi birden ağlamaya başladı. Neden bilmiyorum! Bade tabağındaki pilavları yere düşürdükten sonra masanın altına girerek oradan toplamaya başladı. İpek de tahmin edebileceğiniz gibi acıkmıştı ve nerede ne yapıyor olmamızın önemi yoktu. Yanımda mama vardı ve ben her zamanki gibi mamayı çıkar, biberonu aç, suyu doldur, mamayı koy, bu arada mamanın bir kısmı masaya dökülsün durumundaydım. Bade halen ağladığı için biberon işini anneme devrettim ve Bade’yi kucaklayarak restoranın dışına çıkardım. Henüz yeni servis edilmiş sıcak yemeklerimiz hızlıca paketlendi ve soğumadan yiyelim diye uçarak eve geldik. Tatlıyı sipariş bile edemedim. Tabii ne oldu, yemeğini zevkle yiyenlerle aynı hesabı ödedik. Bazen bize yemeğin tadını çıkaramadığımız için indirim yapmalarını istiyorum:) Annemle tövbe ettik, canımız dışarıda yemek isterse ancak IKEA’nın restoranına gidebiliriz. Bade orada oynarken biz de dönüşümlü olarak yemek yiyoruz.

İki çocuklu hayat tabii bu kadar kötü değil. Zor, çok zor ama çok da güzel. Evet, birçok şeyden fedakarlık ediyorum. Evet, özgürlük alanım çok dar ama gene de ikisinin birbirine şimdiden bakışını gördükçe içimde gelecek günlere dair bir umut yeşeriyor. Daha çok küçükler ve iletişimleri sınırlı ama buna rağmen oyun halısında Bade, İpek’in yanına yatıyor ve kendi dillerinde konuşuyorlar.

Gelecek hafta yazlık maceramız başlayacak. Bakalım iki çocuklu yaz hayatı nasıl devam edecek?

 

Baby Sensory Türkiye’de!

Bugün  İngiltere merkezli, Dünya’da 21 ülkede 600’den fazla şubede uygulanan erken dönem gelişim programı Baby Sensory ile tanıştım. İstanbul Ataşehir’de bulunan Baby Sensory,  doğumdan itibaren anne bebek arasında sağlıklı bağın kurulması ve bebeğin hayata en iyi şekilde başlangıç yapabilmesi için zengin duyusal uyaranlarla donatılmış eğlenceli etkinliklerin yer aldığı, bebeklerin en hızlı gelişim gösterdiği yaşamın bu ilk yılında onları desteklemek için geliştirilmiş tek bebek gelişim programıymış.

Image

İpek sabahtan beri uyumayıp da ben evden çıkmadan uyumaya karar verince onunla programa katılamasam da fikir edinmek için iyi ki gitmişim diye düşündüm. Uzm.Psk.Dan.Duygu Pekel Göksel’in anlatımıyla “Bebek İşaret Dili” etkinliği oldukça ilginçti.

“Bebek İşaret Dili Nedir?” diye soracak olursanız;
Bebek işaret dili; kısaca konuşma öncesi dönemde sizin ve bebeğinizin arasındaki sözlü iletişimi güçlendirmek için kelimelerle birlikte sembolik işaretlerin kullanılmasıdır. Bebek işaret dili kullanmanın bebeğinizin dil, zeka ve sosyo-duygusal gelişimine bilimsel olarak kanıtlanmış faydaları bulunmaktadır. İşaret dilinin görsel hafızayı tetiklediği için yeni bilginin bireylerin belleğinde daha uzun kalmasını ve algılanmasını kolaylaştırdığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır (Acredolo & Goodwyn, 1985, 1988; Goodwyn, Acredolo & Brown, 2000).

 Hangi anne bebeğinin neden ağladığını anında anlayıp çözüm üretmek istemez ki?

Anne-bebek arasında güvenli bağlanmanın oluştuğu dönemde geliştirebileceğiniz bu işaret diliyle, bebeğinizin erken dönem dil ve zeka gelişimini teşvik ederken sosyo-duygusal gelişimini de destekliyorsunuz. Etkinlikte, ilgimi çeken notlardan biri de bebeklerin 2 yaşından önce kendilerini başkalarının yerine koyup, onları anlayamamaları bilgisi oldu. Acı, sevinç, üzüntü gibi kavramları işaret diliyle daha erken öğrenip, kendini başkasının yerine koyan bir bebekle annenin bağı gelişir, bebeğin özgüveni artar ve gün içinde paylaşımınız arttıkça ikiniz de daha az hayal kırıklığı yaşarsınız. Şu anda Bade’de meşhur terrible two, iki yaş sendromuyla karşı karşıya olduğumuz için keşke bu dili daha erken öğrenip  uygulasaymışım diye içimden geçirdim. Ayrıca işaret dili kullanan bebeklerin sözcük kapasitelerinin işaret dili kullanmayanlara göre daha fazla olduğu ve ilerleyen dönemlerde yapılan IQ testlerinde daha iyi performans  gösterdikleri de belirlenmiş. 

Peki bu dili nasıl geliştirip, günlük hayatımıza entegre edebiliriz?

Genel kanı, bebekler 6 aylık olduğunda başlanması yönünde olmakla beraber annenin işaret dilini geliştirip, rutine dahil edebilmesi için daha erken başlanması öneriliyor. Örneğin İpek 2 aylık ve temel ihtiyacı süt, uyku ve altının temizlenmesi. Bunun için her süt istediğinde bir içme işaret yapıp, sözcüklerimle görselliği pekiştirmem gerekiyor.

Image

 

İhtiyaçlar, “bitti, teşekkürler, hoşçakal” gibi kelimeler ve nesneler için de ister bebek işaret diliyle ilgili kaynak kitaplara başvurarak nasıl yapıldığı konusunda fikir edinebilir, isterseniz de  bebeğinizle bu dili onun da yapabileceği kolay hareketlerle kendiniz de oluşturabilirsiniz. Burada önemli olan nokta, bebeğinizi mutlaka kitaptaki hareketi yapması için zorlamamalı ve ona uyum sağlayarak dili oluşturmanız olacaktır. Tabii bir de doğal olmak ve dili günlük hayatın içine katmak çok önemli. Bu dili geliştirmek için ayrıca bir zaman ayırıp çalışmak yerine bebeğinizle iletişime geçtiğiniz her anda kullanmakta fayda var.

Diyelim ki işaret dilininin temelini oluşturdunuz. Peki bebeğinizin bu dili öğrenip uygulayabilmesi nasıl olur?  Öncelikle bebeğinizin el hareketlerinize odaklanabilmesi gerekiyor. Bu işaretleri anlayıp size aynı işaretle cevap verebilmesi için de motor becerilerinin olması gerekir. Genelde 6 ila 9 ay arasında ilk işaretini kullanan bebekler eğer 6 aydan önce işaret diline maruz kalmışlarsa daha erken de ilk işaretini yapabilir. Tabii bebeğinizin ilgisini çekmek için mimiklerinizden yardım almanızda  fayda var. İşaretin kalıcı olması, tekrar edilmesi ve tekerlemeler ve şarkılar eşliğinde kullanılması bebek işaret dilinde dikkat edilmesi gereken noktalardan. Bunun için faydalanabileceğiniz bir müzik CD’si de etkinliğe katılanlara Baby Sensory tarafından hediye ediliyor.

Bebek İşaret Dilini oluştururken ayrıca Youtube’daki videolara göz atabilir, aşağıdaki kitaplardan faydalanabilirsiniz.

Image

 

Image

Baby Sensory Türkiye, en az 3 en fazla 10 bebek ve annenin yer aldığı sınıflarıyla 0-13 arası bebeklerin hem gelişimine katkıda bulunan hem de sosyalleşmelerini sağlayan bir merkez. 0-3 ay, 3-6 ay, 6-9 ay ve yürümeye henüz başlamamış bebekler için farklı sınıfları bulunuyor. İçerisi bebekleriniz için adeta bir cennet. Güvenli ve ilgi çekici. Haftada 1 gün, 1 saat bebeklerinizin gelişimine katkıda bulunurken siz de aynı ay aralığındaki annelerle paylaşımda bulunabiliyorsunuz.  5 ya da 10 hafta katılabildiğiniz gelişim sınıflarının yanı sıra, ebeveyn eğitimlerinde doğum öncesi hazırlık, doğum sonrası bakım, ek gıda, bebek masajı, alerjiler, ilkyardım gibi ebeveynlerin bilgi almak istediği konularda bilgi edinebiliyorsunuz.

Image

Bugün Baby Sensory ile tanıştığım için çok mutluyum ve en kısa zamanda İpek’le işaret dilimizin temellerini atmaya başlayacağım.

Siz de programları hakkında bilgi almak isterseniz,

Başvuru ve bilgi için 0216 317 10 08/info@babysensory.com.tr

Baby Sensory Ataşehir Adres:
Barbaros mah.Evren cad.No:56/A
Ataşehir/İstanbul

Çok Üzgün. Çok Öfkeli.

13 Mayıs 2014 Salı günü gerçekleşen Manisa Soma’daki iş cinayetinden ötürü birkaç gündür hiç tadım yok, sizler gibi. Bir şeyler yapmak istesem de yapamıyor, gelişmeleri gördükçe kahroluyorum. Üzgün olduğum kadar öfkeliyim de. Bu cinayetlerin sorumlularının da pişkin pişkin, hem olayın nedeni bilmiyoruz hem de olayda ihmalimiz yok demeleri çok çok öfkelendiriyor. Dünyada eşi benzeri görülmemiş bu ihmaller zincirinin yanı sıra bir kriz dönemi daha trajik nasıl yönetilir bilmiyorum. Şaşkınım, üzgünüm, öfkeliyim ve her geçen gün çoğalan kibir karşısında endişeliyim.

Mutsuzuz. Hep hayallerle avunuyorum. Mutlu bir ulus hayaliyle yaşıyorum. Çok mu zor? İmkansız mı? Biz gittikçe mutsuzlaşıp, acaba göç mü etsek diye düşünürken  eğer kalırsak çocuklarımız bu ülkede ne yapacak diye hayıflanıyorum.

Geçtiğimiz ay Türkiye’de Yasak Aşk adıyla vizyona giren, orjinal ismi Adore olan filmi izledim. Filmin konusu, beğenip beğenmediğim değil mevzu. Film, Avustralya, Perth Kıyıları’nda çekilmiş. Aynı doğal güzellikler hatta daha fazlası Türkiye’de de var ama biz güzelim kıyılarımızı halka kapatıyor, devasa her şey dahil oteller yapıyor, sonra o otellerde başka milletleri üç kuruşa konaklatıyor ama kendi halkımızdan birkaç gün için binlerce TL talep ediyoruz.

Ben bir noktadan sonra filmi bıraktım, yaşam koşullarına odaklandım. Kişisel mutsuzluklarını geçtim, trafik, felaket, geçim derdi gibi sorunlarının olmadığı, her sabah acaba kaç kadın cinayete kurban gitti, kaç çocuk tecavüze uğradı diye yüreği ağzında uyanmadığı, gecenin bir yarısında kalkıp da Twitter’a bakarak inşallah bir yerlerde olay çıkmamıştır, polis  insanların üzerine gaz sıkıp, TOMAlarla saldırmamıştır diye endişelenmek zorunda olmadığı, insanların özgürce yaşadıkları bir ülke hayal ettim.

Sonra film bitti.

 

 

 

 

Samtayms Vat Ken Ay Du Samtayms?*

Lohusa’nın 40 günü sona ermek üzereyken son bir yazı daha yetiştireyim dedim. Malum benim bilgisayar başına oturup, huşu içinde yazı yazabilmem bile gerçekten mucize. İpek Hanım 8’de yattı da ben de tavuk misali ne kadar uyusam kardır diye hemen yatmadan önce yazayım dedim en hızlısından. Bade şu anda babaya emanet.:)

Bugün 36. Günümüz. İpek 4200 gr. ve 56 cm. Geçtiğimiz hafta sonunda bir türlü düşmeyen ve yükselen sarılığı sebebiyle fototerapi aldık ve sarılığımız hemen geçti. Duruma bakılırsa “uzamış anne sütü sarılığı” diye bir şey varmış. Ben ne güzel emziriyorum derken İpek’in sarılığı bu esnada arttıkça artmış. Sonucu belli, mama takviyesi yaparak düşürmek. Gerçekten de mama sarılığı düşürdü.

Şimdi bunu söyleyince “bağzı” insanların tepkisini gözlemlerimle aktarmak istedim. Bu tiplerden birileriyle anneyseniz mutlaka karşılaşmışsınızdır. Birinci tip, mama sözcüğü duyar duymaz ayağına denizkestanesi batmış gibi davranır. Aman Tanrım mama mı? Ya çocuğun geri zekâlı olursa? Üzgünüm ama beş sene bile emzirsen çocuğunun Harvard’da okuyacağını garanti edemezsin. İkinci tip, Falancanın da yeğeni öyle oldu. Mamaya alıştı, bir daha meme almadı. Ne yapayım yani? Sarılığı artsın, beyni etkilensin sonra kan değişimine kadar gitsin olay istersen. Üçüncü tip, Senin sütün yaramıyor demek ki. (Bu cümleyi bizzat babam kurdu bugün.) Evet, sütüm bozuk kanım bozuk benim uleeeyn diye bağırmak geliyor içimden. Dördüncü tip, Ayy bende bir süt vardı, o kadar çoktu ki, her yer süt olurdu. İyi maşallah deyin geçin.

Image

Ben şu an hem meme hem de mama veriyorum. Çıkan neyse gittiği yere kadar süt vermeye devam edeceğim. Isırgan otu, bira mayası tableti vs. bende pek bir işe yaramıyor. Bol bol su içiyorum. Hiç de gocunmuyorum. Sütü olan annelerin sütü daha da artsın, olmayan ya da az olan anneler de üzülmesin istiyorum. Ben yukarıdaki prototiplerin hepsiyle karşılaşmadım ama annelerin paylaştıklarından da yola çıktım ama ola ki böyle bir durumunuz var, hiiiiiç üzülmeyin lütfen demek istedim. Breastfeeding Mafia yüzünden canınızı sıkmayın. Hadi kalın sağlıcakla

 

*Başlık Fatih Terim’in efsane videosuna atıfta bulunmaktadır.

 

40 Days of Lohusa- 2.Bölüm

Bugün İpek tam 16 günlük oldu. Göbeği 14.günde düştü ve sonunda 25 Mart tarihinde suyla tanıştı. Bir haftadır gün aşırı sarılık takibi için doktora gidiyordu. Ben  her ne kadar hastane ortamına sokmaktan tedirgin olsam da sarılığı tedavi sınırına yakın olduğu için  doktoru takip istedi. Neyse ki fototerapiye gerek kalmadan düşmeye başladı. Gerek kalsa bile aslında, bu durum çok da vahim bir şey değil. Toplamda 6 kere topuk kanı vererek topukları kevgire döndü diye üzüldüm sadece. İlk alındığı zamanlar o ağlayınca ben de ağlıyordum ama bir süre sonra bağışıklık kazandım, gittikçe rahatladım.

Bade’yle emzirme serüvenimizin oldukça kısa sürdüğünden bahsetmiştim. İpek’i gündüz ve gece fark etmeksizin iki saatte bir emziriyorum. İkinci kez anne olsam da bu durum benim için yeni bir şey. Mutluluk verici olduğu halde biraz da yorucu olduğunu itiraf edeyim. Emzirme konusunda deneyimli anneler bu durumun zamanla düzene gireceğini, göğüslerin o kadar acımayacağını ve emzirme süresinin gittikçe azalacağını söylüyorlar. Bakalım göreceğiz:)

Peki ben nasılım? Aslında çok iyi değilim. Lohusalıktan hiç hoşlanmıyorum ne yalan söyleyeyim. Hassas, alıngan, sinirli ve bunalmış oluyorum. Bade’ye nazaran daha iyiyim aslında, hafta sonu eşimle yemek ve kahve kaçamağı bile yaptık. Her gün 10 dakika bile olsa dışarı çıkmaya gayret ediyorum. Bir markete girip çıkmak bile inanın bu dönemde kafa dağıtıyor.

Gelelim bir annenin aynaya baktığında moralini en çok etkileyen ikinci duruma: Kilo ve doğum sonrası deformasyon. Hamileliğimde 12 kg. aldım ve doğum sonrası tartıldığımda 6 kg’nun gittiğini gördüm. Geriye 6 kg. kalmıştı. Sezaryenden dolayı 6 hafta spor yasak olduğu ve emzirdiğim için bu konuda kısa sürede bir şey yapamam diye düşündüm ama tatlıyı kesip, az ama sık beslenip, bol su içince 2 haftada 2 kg. daha verdim. Tabii bunda emzirmenin kalori yaktığı gerçeği de var. Kotlarımın hepsine girebiliyor ama dikişten dolayı şu anda düğmeleri kapatamıyorum. Hamilelik boyunca zaten en çok özlediğim şey beli lastikli olmayan kot giymekti. Giyer giymez sanki hiç kot giymemiş gibi fotoğraf çektirmeyi düşünüyorum:) Tabii her şey tartıda gördüğümüz kilo değil. İki sene içinde iki sezaryen geçirdiğim için karın bölgemin toparlanmaya ihtiyacı var ve bunun için ayrı bir program uygulamayı düşünüyorum. Bu konuda birçok soru geldiği için programı uygulamaya başlayınca gelişmeyle birlikte paylaşacağım;) Daha önce toparladım, neden tekrar olmasın?

Bade’nin kardeşe tepkisi şimdilik korktuğum kadar kötü olmadı. Tabii kardeşi geldiğinden beri anneanne, babanne, dede ve baba tarafından oyalanıyor. Parka bahçeye gidiyor. Kardeşini öpüyor, elini ve başını okşuyor ama İpek ağlamaya başladığı zaman çok sinirleniyor ve “İpek lütfen ağlama, sus, ne olur. Maç izliyorum, gol atacağım” diyor. (Babasıyla maç izlemeyi seviyor da) Aslında gerçek tepkisini üçümüz evde yalnız kalınca öğreneceğiz. Tabii tam 2 yaş döneminde aileye yeni bir birey katıldığı için durumumuz ekstra hassas ve bu durumda sabırlı davranmaya çalışıyorum. Sabahları İpek ağladığı için biraz daha erken kalkmaya başladı. Gece, İpek Bade’yi uyandırmasın diye İpek gak dediği an, kucağıma alıyorum. Bakalım bu denge de oturacak elbette.

Bizden haberler bu kadar şimdilik. Yazmaya devam edeceğim. Şimdi İpek uyurken benim de dinlenmem lazım.

ve biz:)

ve biz:)

 

Kız kardeşler

Kız kardeşler

 

 

Deniz İpek’e kavuştuk!

Bitmeyecekmiş gibi gelen 9 ay bitti ve 40+2’de benim hissetmediğim sancılarla birlikte 11 Mart Salı günü sabah 7’de hastaneye (Central Hospital) vardık. Ben biraz gergindim doğal olarak ama bu sefer ameliyat ve sonrasında olacakları bildiğim için daha hazırlıklıydım. Hatta daha önce düşünmediğim detayları bile atlamadım (makyaj malzemesi gibi kendimi iyi hissettirecek kişisel eşyalarım). Hastaneye gelir gelmez odama alındım ve rutin hazırlıklar başladı. Sezaryen öncesinde fazla kişiyi  istemediğim için yanımda eşim, annem ve fotoğraf çeken dayım vardı. Sezaryenden önce anestezi uzmanı -ki neredeyse doktor kadar önemli ehil ellerde olmak- bana birkaç rutin soru sordu ve ameliyat hakkında beni bilgilendirdi. Bu durum çok hoşuma gitti çünkü ben ameliyattan ziyade anesteziden çekinirim. 8’i 10 geçe ameliyathaneye alındım, hazırlıklar yapılırken çok sakindim hatta gözümde lens olmadığı için kısmen görebilsem de sağı solu inceliyor ve muhabbet etmeye çalışıyordum. En son hatırladığım “Şimdi uyuyorsun” demeleri oldu. Gerçi ben 5-10 saniye kadar uyumadım, o anda ne olur başlamasınlar diye dua ediyordum:) Uyandığımda ameliyathanenin kenarına park etmiş halde tavana bakıyordum. Park etmiş diyorum çünkü yanımdan insanlar koşturarak geçiyordu ve diğer ameliyat için ameliyathane hazırlanıyordu. Tabii ben var gücümle kızımın yanına gidebilmek için kendime gelmeye çalışıyorum ama ne mümkün:) Arka arkaya 10 tekila içmiş gibi hissediyordum. Bir süre sonra sedye hareket etmeye başladı ve ben ameliyat 1,5 saat sürdüğü için endişeyle bekleyen annemin eşimin ve en önemlisi ben odaya girene kadar sakinleştirilemeyen kızım Deniz İpek’in yanına alındım. Deniz İpek, yıkanıp giydirildikten sonra odada uzun bir süre ağlamış, bunu duyunca çok üzüldüm ve doğar doğmaz anneyle bebeğin ten tene temas ettirilmesinin önemini bir kez daha anladım.

Veee güzel kızımla buluştuk. O kadar güzeldi ki ona bakıp kaldım. Aynen Bade’de ne hissettiysem tekrar, büyük bir mutlulukla hissettim. Hemşire hemen emzirmem için gerekli pozisyonu almamı sağladı ve şükürler olsun ki sütüm hemen geldi ve İpek (babası Deniz ismini de istedi ama tabii benim dediğim gibi İpek ismini kullanıyoruz) hemen emmeye başladı. İlk emzirmemizden sonra büyük bir mutluluk duydum ve çeneme vurdu. Kendime geldikçe konuşuyordum. Ameliyattan 8 saat sonra hemşirenin yardımıyla ilk turumu attım. Kalkmam düşündüğümden daha kolay oldu. İlk sezaryenden sonra epey zorlanmıştım, başım dönmüştü. Daha sonra da pek yatmadım diyebilirim. Oturarak emzirmek daha kolay geldi çünkü dikişlerimden dolayı yatakta rahat hareket edemiyordum. İlk gün yemek vermeyeceklerini düşünmüştüm ama çorba ve komposto gelince sanki  pizza getirmişler gibi sevindim. Bu serumların tok tutması gerekmiyor muydu?

İkinci gün, Central Hospital’da ameliyathaneye fotoğrafçı almadıkları için sevgili Alev’le ilk aile çekimimizi yaptık. Bade doğduğunda yanımızda o vardı ve bugün salonumuzun baş köşesinde duran fotoğraflar ona ait. Şimdi yeni albümüzü dört gözle bekliyorum.

Bugün 7.günümüz ve yeni hayatımıza alışmaya çalışıyorum. Dikişlerim ilk sezaryene göre daha iyi ve daha çabuk ayağa kalktım. Bade’nin tepkisi, o kadar spor yaptın sonuç ne oldu, ilk günler nasıl geçiyor gibi soruların cevapları için hem kendi kafamı boşaltmak hem de benim gibi aynı süreçlerden geçmiş/geçen/geçecek insanlara biraz moral olsun diye “40 Days of Lohusa” yazı dizime devam edeceğim efenim:)

Image

 

38.hafta!

Merhabalar,

Bir ayı geçmiş bile inanamıyorum. 38+4’den herkese selam! Burası biraz zorlayıcı oluyor.
 İpek de ben de sıkışmış durumdayız. Dünkü kontrolümüzü de atlattık. Her şey yolunda görünüyor. 3000 gr olmuş İpek Hanım. Keyfi yerinde olsa da bir haftadır düzenli olarak antreman sancılarını yapıyor:) Ben hem bir an önce doğmasını hem de anne karnında mümkün olduğu kadar kalmasını istiyorum. Bu sebeple daha önce sezaryen olmuş olsam da bekleme kararı aldık. 40.haftayı başka türlüsü gerekli görülmediği sürece tamamlamayı hedefliyoruz. Genelde sezaryen öyküsü olanlarda 40. hafta beklenmez ama ben çok zorlanmadığım takdirde, bebeğin anne karnında mümkün olduğu kadar kalması taraftarıyım. Doktor da suyunun yeterli olduğunu ve kalp atışlarının normal olduğunu söyleyince bekleme kararı aldım. 39+3’de son kontrolüm olacak ve ona göre doğum tarihi netleşecek. Ultrason şimdilik 9 Mart tarihini veriyor.

Gelelim son haftaların nasıl geçtiğine?

İstanbul’a ve yurt geneline bir türlü kış gelmeyince biz de mümkün olan her fırsatta kendimizi dışarı attık Bade’yle. Ben vakit buldukça açıkhavada, mümkün olmadığı zaman da koşu bandında düzenli yürüyüşlere devam ettim. Bugün itibariyle toplamda 12 kg aldığımı bildirebilirim sanırım. Bu son 2 kg, geçtiğimiz bir ayda alındı beklendiği üzere. Halen rahat oturup kalkabiliyor, ayakkabılarımı kendim giyebiliyorum ya buna da şükür:) Bir süredir iştahsızlığım var ve yemeği ayıp olmasın diye yiyorum ama yemem lazım onu da biliyorum. İpek’in şeker kavanozlarını hazırlamayı bitirdim. (Fotoğraflarını daha sonra paylaşacağım) Birkaç süsleme daha ekleyeceğim vakit bulabilirsem. Beşiğimiz geldi. Emzirme koltuğumuz yerini aldı. Hastane seçimi yapıldı.

Artık geri sayım başladı!

 

Image

33.hafta

“Ne kadar az kaldı! Her şey tamam mı? Bade’ye hamileyken neler almıştım? Daha çantam tam hazır değil! Süsleri de hazırlamam lazım! ve  en önemli sorum; ben iki küçük çocukla nasıl baş edeceğim?”

Vakit azaldıkça birçok anne adayının aklına gelen sorular  aklımda uçuşmaya başladı. 33. haftadayım ve planlı sezaryen olmak mecburiyetinde olduğum için belki 40’ı bile beklemeyeceğimiz aklıma geliyor. Allahım ne olur vaktinde birden doğum başlasın da ben normal  doğum yapayım diye geçirmiyor değilim ama doktorum kesin bir şekilde araları 23 ay, çok yakın riski göze alamam dedi ve benim boynum bükülüverdi. Çevremde gördüğüm herhalde en rahat hamile benim ama gelin görün ki, normal doğum için değerlendirilemiyorum. Neyse sağlıkla atlatalım da şu süreci, gerisi bir süre sonra teferruat oluyor.

Bu haftaya girerken biraz sıkıldım itiraf edeyim. Zira şöyle bir hesapladım da, son 2.5 yılımın 1.5 senesini hamile geçirmiş oluyorum. Tabii bünyede bir sıkıntı yapıyor ister istemez. Çook zengin olsam da, elimin altında 3 bakıcı olsa da, 3. hamileliği de düşünmüyorum şimdiden söylemesi. Rüyamda skinny jeans giydiğimi görüyorum, gardrobu açıp da istediğin kıyafeti giyebilmek ne güzel bir şeymiş onu anladım. Bir de canım ne isterse onu yemeyi, bir dilim pasta yiyince acaba ne kadar kilo olarak dönecek, bu haftalarda kilo alımı artıyormuş aman planladığım gibi 12 kg ile bitirmeliyim kavgasından da sıkıldım. Arkadaşımız Kanada’dan French Vanilla kahve yolladı, onu bile içemiyorum kalorisini gördükten sonra. İstediğim gibi antreman yapmak istiyorum, ağırlıklarımı 1 kg’a düşürdüm. Doktor, Bade’yi çok sık kaldırmamam gerektiğini söyledi fakat gelin görün ki, kendisi eteğimde “anneciiim kucak” diye geziniyor. Bu arada bu, evdeki ikinci haftam. Son dakikaya kadar tam gaz çalıştığım için birden işle ilgili bir şey düşünmek zorunda olmadığımı fark etmek de garip geldi itiraf edeyim.

Ayaklarım, ellerim şişmedi ve oturup kalkmada henüz zorlanmıyorum. Bugün annem geldi de, kendimi resmen kuaföre attım. İyi ki var şu anneler!

İpek kızım, 2 kg olmuş ve haftasıyla uyumluymuş. Suyu yeterliymiş , kordon filan yokmuş boynunda (çok şükür!) Artık kıyafetleri de hazır, sadece ütüsü kaldı. Yatağı henüz gelmedi. Emzirme koltuğumu evdeki pufla uyumlu bir şekilde kaplatacağım, aa gene yapılacak bir sürü iş varmış:))

En kısa zamanda tekrar görüşmek üzere!

 

 

 

İlkyardımı Ne Kadar Biliyorsunuz?

İlkyardım eğitimi hangi mesleği yaparsanız yapın herkesin bilmesi gereken bir konu ve çoğumuz gibi ben de anne olduktan sonra konuya kafa yormaya başladım. Bade 11 aylıkken sabah beraber kahvaltı ediyorduk. Salatalık yemeyi çok sevdiği için ben arkamı döndüğüm anda birkaç dilimi birden ağzına atmıştı. Baktım yutamıyor, panikleyerek elini boğazına sokup çıkarmış ve bir hışımla neredeyse soluk borusuna kadar kolumu daldırdığım için ağzından kan gelmesine neden olmuştum. O kadar korkmuştum ki ben ne yaptım diye canhıraş annemi çağırmış -30 dakikalık mesafede oturuyor-  ama sonra kanamanın devam etmediğini fark etmiştim.

Bugün İnternet Anneleri aracılığıyla ilkyardım konusunda Central Hospital’da düzenlenen bir eğitime katıldım. 27 aylık bir oğlu olan ve oğlunun başına banyoda talihsiz bir kaza gelince konuyla ilgili eğitim almaya karar veren bir anne Tüten Yolukar. Kendisine bu keyifli ve bilgilendirici eğitim için teşekkür ediyor ve aldığım notları sıcağı sıcağına sizinle paylaşıyorum. Bu notları okumanız en azından bilgi paylaşımı açısından yararlı olsa da imkânınız olursa benzeri bir eğitime katılmanızı tavsiye ediyorum.

Image

Önemli Numaralar:

Çocuğunuz iki yaşının üzerindeyse 112’yi tuşlamayı 1,1 ve 2 olarak öğretebilirsiniz. Bu şekilde acil bir durumda aranması gereken numaranın 1,1,2 olduğunun farkındalığını sağlamış olursunuz. Eğitimde tavsiye edilen numarayı 112 olarak değil de 1,1,2 olarak tek tek öğretmenin 112 deyince 100 ve 12 gibi bir karışıklık yaratmaması açısından önemli olacağı yönündeydi.  Aynı şekilde itfaiyenin ya da polisin numaraları da iki yaş üstü çocuğa oyun oynayarak öğretilebilir.

Ateş Konusu:

Anneleri en çok telaşlandıran konuların başında ateş geliyor. Çocuğumuzun ateşi yükseldiği zaman, kısa aralıklarla ölçüm yaparak takibini yapmak önemli. İlk iki saat içinde 37’den birden 38.5’a fırlayan ateş, çok yüksek olmasa da çocuğun havale geçirmesine neden olabilir. Aynı ateş sabahtan akşama bu değere ulaşıyorsa normaldir. Değerin dışında ateşin ne zaman ölçüldüğü de önem taşıyor. Yorgun ve terli bir çocukta ateş olduğundan daha yüksek çıkabilir ve bu durumda hemen ateş düşürücü ilaçlara yönlenmemek gerekir (Ben oldum olası beklerim ve Bade’ye hemen ilaç vermem).Bunun yanı sıra ateşi koltuk altından ölçmeye çalışın.

İlkyardımın Temeli:

İlkyardıma ihtiyacı olan kişiyi ilk başta omzundan hafifçe sarsmalı ve kendinde olup olmadığına bakmalısınız. Eğer kişi uyaranlara cevap vermiyorsa bebek, çocuk ve yetişkinlerde farklı müdahale yöntemleri vardır. Aşağıdaki yöntemlere başvurmadan önce mutlaka kulağınızı yaklaştırarak bir dakika içinde aldığı nefes sayısı ölçülmelidir.

Bebeklerde Müdahale (0-1 yaş arası)

112’i aramadan önce bebeklerde iki meme ucunun tam ortasına iki parmağınızı yerleştirin ve 2 kez ağzıdan hava üfleyin ve bu hareketi 30 basıyla devam ettirin (chest compressions). Toplamda beş tur yapın, sonuç alamazsanız hemen ambulans çağırın ve ilkyardım görevlisine ne olduğunu detaylı bir şekilde anlatın. Bu sırada ambulans gelene kadar basıya devam edebilirsiniz.

Çocuklarda Müdahale (1-8 yaş arası)

Omzuna vurun, cevap yoksa dilin boğazına kaçmasını engellemek için başını arkaya iterek ve çenesini hafifçe kaldırarak çocuğa baş-çene pozisyonunu verin. Bu şekilde dil nefes alma yolunu tıkamaz. Çocuğu sert bir zemine (yatağa değil) yatırın ve başının altına yastık koymayın. 5 nefes ve 30 bası yaparak ilkyardıma başlayın. Elini gırtlağına sokmayın ve ağız temizliğini serçe parmağınızla yapın. Unutmayın, bası sırasında göğüs kemiği kırılsa da kolayca iyileşebileceği için ilkyardıma devam edin.

Yetişkinlerde Müdahale

Omzuna vurun, cevap yoksa nefesten önce baş-çene pozisyonunu verin ve kalp masajına başlayın. İki elinizle bastırarak göğsü 4-5 cm içeri itin ve bunu 100 kez tekrarlayın. Bu arada horlayan bir eşiniz varsa baş-çene pozisyonu vererek horlamasını durdurabilirsiniz.:)

Baş-çene pozisyonu için ://www.youtube.com/watch?v=1XAShwwsVmg

Yanıklar:

1.Derece: Yanan bölgeyi en az 10 dakika soğuk suyun altında tutun e yanık yeri, mutfakta kullanılan streç filmle sarın. Bu hareket ancak deri bütünlüğü bozulmamışsa yapılabilir. Sağlık profesyonelleri yanık bölgenin üzerine hemen krem sürmenin daha çok kızarıklığa yol açabileceği konusunda uyarı yapıyorlar.

2 ve 3. Derece: Hiçbir şey yapmadan temiz bir bezle sararak kapatın ve hemen hastaneye gidin. (Konuşmanın sonunda size en yakın yanık tedavi merkezinin nerede olduğunu önceden saptamanızın hastane hastane gezmeden, geç kalmadan müdahale edilme konusunda önemli olduğunun altı çizildi.) Kıyafeti çıkartmakla uğraşmayın yanık bölgenin üstünü örtebilmek için kıyafeti kesin.

Elektrik Çarpması:

Tahta veya iple kişiyle elektrik bağlantısını kesin ve hemen 112’yi arayın.

Donma:

Ovma hareketini yapmayın. Ilık içecekler (ne soğuk ne sıcak) içirin ve ılık bir ortamda tutun. Islak kıyafetleri çıkartarak kuru giysiler giydirin.

Tıkanma:

Tıkanma konusunda dikkat etmeniz gereken öksürüp öksüremediğinizdir. Tam tıkanmalarda nefes alamaz, konuşamaz ve morarırsınız. Bu durumda bebekler hariç Heimleich manevrasını uygulayabilirsiniz. Bu manevranın nasıl yapıldığı konusunda videoyu izlemenizi tavsiye ederim: http://www.youtube.com/watch?v=tEIiEAn7b-U

Bebeklerde Tıkanma:

Herhalde her annenin en çok korktuğu ve korkudan katı gıda vermeyi bile geciktirdiği bir konu bebeklerde tıkanma. Bebek tıkandığında hemen bebeği döndürün. Sırtına yukarı doğru hızlıca ve sertçe vurun ya da bebeği sırtüstü yatırıp 5 kere bası yapın. Gene konuyu daha iyi anlamak için videoyu izlemenizi öneririm:  http://www.youtube.com/watch?v=yg15tNN4Dys

Bebeğin ya da çocuğun sırtına vurmayın, aksine bu tehlikeli olabilir.

Fındık ve üzüm gibi tam yuvarlak olmayan yiyecekleri bebeğinize verebilirsiniz, tam tıkanma olmayacak ve nefes borusundan nasıl geçireceğini öğrenecektir.

Kafatası ve Omurga Yaralanmalarında:

Kafatası ve omurga yaralanmalarında yaralıyı oynatmayın ve hemen 112’yi arayın. Sağlık görevlisine yardımcı olmak için dakika dakika hastanın durumunu not edin. Bu ilkyardım ekibine müdahale etmekte zaman kazandıracaktır. Düşmelerde kesinlikle ülkemizde sıkça uygulandığı gibi karga tulumba hastaneye taşımayın. Bu sebeple kurtulabilecekken zedelenmeden dolayı hayatını kaybeden yaralıların durumunu televizyonlardan mutlaka görmüşsünüzdür.

Kanamalarda:

Kanamalarda yaraya bası yapın ve 112’yi arayın.

Çocuğunuz ilaç ya da temizlik maddesi içerse:

Örneğin oğlunuz banyoya girdi ve Cif içti, bu durumda onu hastaneye götürmeden önce mutlaka içtiği Cif’i kontrol etmeli, ne kadar içtiğini sağlık personeline bildirmelisiniz. Aynı şekilde eğer çocuğunuzun ilaç içtiğini fark ederseniz ilacın adını ve ne kadar aldığını da sağlıklı ve yerinde bir müdahale için mutlaka hastaneye bildirmelisiniz. Eğitime katılan Central Hospital acil hemşiresi Deniz Hanım, bu konuda büyük sıkıntı yaşadıklarını belirtti çünkü panikleyen anne-baba çocuğun hangi maddeden ne kadar aldığına dikkat etmediğini söyledi. Hâlbuki müdahalede en önemli şeylerden biri ilacın kutusunu ve varsa prospektüsünü temin etmekmiş.

 Benim eğitimde aldığım notlar bu kadar, kuşkusuz iki saat içinde birçok konuyu konuştuk. Elimden geldiğince sizlerle paylaşabilmek için not aldım ama gene de ilkyardım bilgilerin tazelendirmesini gerektiren bir konu olduğu için zaman zaman çeşitli videolar izleyerek ve notlara bakarak kendimi güncellemem gerekir. Size de aynısını tavsiye eder ve yukarıdakilerin hiçbirini uygulamak zorunda olmayacağınız bir yaşam dilerim!