İki Çocuklu Hayat

Hayat hızla akıp giderken bazen günlerin nasıl geçtiğini anlamıyorum.

İpek 11 gün önce 3 aylık oldu, artık 3,5 aylık bile diyebilirim hatta.

Image

Kendisini süslemeyi seviyorum çünkü henüz ablası gibi itiraz edemiyor:)

Bade’nin kardeşiyle arası gayet iyi. Ağladığı zaman biberonunu koşarak getiriyor, emziği düştüğünde takıyor ama bana karşı biraz tavırlı. Emzirirken görmeye alıştı, “Meme alıyor İpek,” diyor ama emzirmenin getirdiği yakınlıktan dolayı zaman zaman hüzünle bakıyor bana ve istediği olmadığı anda kızgınlığını bana yöneltiyor. Böyle anlarda tepkisiz kalıyorum, kalmaya çalışıyorum ama benim de moralim bozulduğu zamanlar oluyor. Bu konuda annem ve eşim imdadıma yetişiyorlar.

Image

Sokaktaki halimiz yukarıda görüldüğü gibi. Tabii insanların da ilgisini çekiyoruz. Biri 31, diğeri 29 yaşında genç bir çift ve iki bebek. Tabii ki gittiğimiz her yerde mutlaka kendimizi fark ettiriyoruz. Ya Bade’nin ya da İpek’in sesi çıkıyor.:) Hatta geçtiğimiz ay başımıza sit-com tadında bir olay geldi. Bostancı’ya işimiz düştü, bu sefer annemleyim. Dönüş yolu üzerinde Nalia Karadeniz Restoranı vardır, çok güzel yemekleri var ama asıl yemek istediğim şahane mısır tatlısıydı. Zaten canım kırk yılda bir tatlı çekmiş, hadi dedim duralım. Hesaba katmadığımız durum, tam beyaz yakalıların öğle arası olmasıydı. İçeri binbir güçlükle girdikten sonra, düşünün Bade, ana kucağında İpek ve devasa anne-bebek çantam. (Çanta o kadar büyük ki emin olun bazı insanlar daha az eşyayla tatile gidiyorlardır.) Sonradan fark ettik ki, garsonlar bizi almak istememişler kibarca. “Efendim yerimiz yok” dediler ama açlıktan gözü dönen biz, şuraya sığışırız diyerek iki kişilik masaya dört kişi oturduk. Tabii etrafıma şöyle bir baktım gerçekten herkes şık, herkes alımlı. Neyse siparişi verdik. İlk başta İpek uyuyordu, Bade de sakindi. Tabii ki tahmin edebileceğiniz üzere, tam siparişler geldiği an ikisi birden ağlamaya başladı. Neden bilmiyorum! Bade tabağındaki pilavları yere düşürdükten sonra masanın altına girerek oradan toplamaya başladı. İpek de tahmin edebileceğiniz gibi acıkmıştı ve nerede ne yapıyor olmamızın önemi yoktu. Yanımda mama vardı ve ben her zamanki gibi mamayı çıkar, biberonu aç, suyu doldur, mamayı koy, bu arada mamanın bir kısmı masaya dökülsün durumundaydım. Bade halen ağladığı için biberon işini anneme devrettim ve Bade’yi kucaklayarak restoranın dışına çıkardım. Henüz yeni servis edilmiş sıcak yemeklerimiz hızlıca paketlendi ve soğumadan yiyelim diye uçarak eve geldik. Tatlıyı sipariş bile edemedim. Tabii ne oldu, yemeğini zevkle yiyenlerle aynı hesabı ödedik. Bazen bize yemeğin tadını çıkaramadığımız için indirim yapmalarını istiyorum:) Annemle tövbe ettik, canımız dışarıda yemek isterse ancak IKEA’nın restoranına gidebiliriz. Bade orada oynarken biz de dönüşümlü olarak yemek yiyoruz.

İki çocuklu hayat tabii bu kadar kötü değil. Zor, çok zor ama çok da güzel. Evet, birçok şeyden fedakarlık ediyorum. Evet, özgürlük alanım çok dar ama gene de ikisinin birbirine şimdiden bakışını gördükçe içimde gelecek günlere dair bir umut yeşeriyor. Daha çok küçükler ve iletişimleri sınırlı ama buna rağmen oyun halısında Bade, İpek’in yanına yatıyor ve kendi dillerinde konuşuyorlar.

Gelecek hafta yazlık maceramız başlayacak. Bakalım iki çocuklu yaz hayatı nasıl devam edecek?

 

Advertisements

4 thoughts on “İki Çocuklu Hayat

  1. Aaa Esra çok sevindim 🙂 Ben de merak ediyordum nasıl gidiyor diye..
    Yazlık da umarım süper geçer..
    Annene sıkıca sarıl 🙂
    Bade ve İpeği ayrı ayrı koklarım..sevgiler 🙂

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s